History book lecture notes, Lecture notes of History

History lecture notes from the book itself

Typology: Lecture notes

2025/2026

Uploaded on 05/05/2026

buse-kilic
buse-kilic 🇹🇷

1 document

1 / 116

Toggle sidebar

This page cannot be seen from the preview

Don't miss anything!

bg1
SİYASAL YAŞAM
181
giden rektör ve dekanlardan oluşan heyeti İsmet Paşa, İzmir’e Mustafa Kemal
Paşa’nın yanına götürmüştür. Burada yapılan görüşmelerde çeşitli konulardaki
görüş alışverişi Cumhurbaşkanı’nın halifeliği kaldırmak hususunda “geç bile kal-
mışız” kanısına varmasıyla sonuçlanmıştı.34
Nihayet konu 3 Mart 1924 tarihli meclis oturumunda tartışmaya açıldı. Hü-
kümetin teklifi üzerine önce Siirt Milletvekili Halil Hulki ile elli bir arkadaşının
vermiş olduğu “Şeriye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiye Vekâletlerinin İlgasına Dair
Kanun” teklifi tartışıldı. Kanun gerekçesinde “din ve ordunun siyaset cereyanları
ile alakadar olmasının birçok mahzurları olduğu ve bu durumun medeni dev-
letler tarafından da kabul gördüğü” belirtilmişti.35 Kanun, kamusal işlere dair
hükümlerin yerine getirilmesi TBMM ve hükümete ait olmasından hareketle,
İslam dininin inanç ve ibadete dair bütün hükümlerinin ve problemlerinin hal-
ledilmesiyle dini kurumların idaresi için bir Din İşleri Başkanlığı kurulmasını
öngörüyordu. Bu birim, başbakanlığa bağlı olacak, başkanını ise cumhurbaşkanı
atayacaktı.36
Milletvekillerinin sadece din işleri kurulunun ismi üzerinde durduğu, Arapça
kelimeler yerine öz Türkçe olanlarının kullanılmasında hassasiyet gösterdikleri
tartışmaların sonunda tasarı aynen kabul edilmiş, kanunlaşmıştır.37
Bundan sonra Saruhan Mebusu Vasıf Bey ve 57 arkadaşının sunduğu Tevhid-i
Tedrisat Kanunu tartışılarak kabul edildi.38
Sıra artık hilafetin kaldırılmasına gelmişti. Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi ve
53 arkadaşının kanun gerekçesi “Hilafetin mevcudiyetinin iç ve dış siyasette iki
başlılık yarattığı, istiklal ve milli hayatta ortak kabul etmeyen Türkiye’nin şek-
len veya dolaylı yoldan bile olsa ikiliğe tahammülünün olmaması” idi.39 Haneda-
nın hilafet örtüsü altında Türkiye için daha tehlikeli olacağı dile getirilmekteydi.
Kanun maddeleri ise beklentilerin ikisini birden karşılar nitelikteydi. Halife hal
ediliyor (görevden alınıyor), hilafet, hükümet ve cumhuriyet kavramında zaten
var olduğundan halifelik makamı sona erdiriliyordu. Hal edilmiş olan halife ve
Osmanlı hanedanının erkek ve kadın bütün mensupları ile ailenin damatlarının
Türkiye Cumhuriyeti dahilinde oturmak hakları ebediyen kaldırılıyordu. Gide-
cek olanların geride bıraktıkları malvarlıkları için gereken düzenlemeleri içeren
kanun, öncekilerin aksine mecliste tartışmalara sebep olmuştu.40 Sayıları fazla
olmasa da hilafetin kaldırılmasının büyük bir hata olacağı bazı milletvekilleri ta-
rafından meclis kürsüsünden seslendirilmişti.41
Tartışmalar sürecinin en açıklayıcı ve ikna edici konuşması Adliye Vekili Sey-
yid Bey tarafından yapılmıştı. Halifeliğin kaldırılmasını İslam tarihinde hatta
sosyal olaylar arasında büyük bir inkılap olarak tanımlayan Seyyid Bey, hilafetin
dini olmaktan çok dünyevi ve siyasi bir konu olduğunu, hilafetin hükümet mana-
sında, zamanın gereklerine tabi ve doğrudan doğruya millet işi olduğunu, dolayı-
sıyla dinin temel kaynağı Kuran’da hilafet ile ilgili ayet olmadığını Arapça kaynak
eserleri kullanarak ortaya koymuştu.42 Seyyid Bey’in Meclis’teki mevcut durumu;
Levent Şahverdi Arşivi
pf3
pf4
pf5
pf8
pf9
pfa
pfd
pfe
pff
pf12
pf13
pf14
pf15
pf16
pf17
pf18
pf19
pf1a
pf1b
pf1c
pf1d
pf1e
pf1f
pf20
pf21
pf22
pf23
pf24
pf25
pf26
pf27
pf28
pf29
pf2a
pf2b
pf2c
pf2d
pf2e
pf2f
pf30
pf31
pf32
pf33
pf34
pf35
pf36
pf37
pf38
pf39
pf3a
pf3b
pf3c
pf3d
pf3e
pf3f
pf40
pf41
pf42
pf43
pf44
pf45
pf46
pf47
pf48
pf49
pf4a
pf4b
pf4c
pf4d
pf4e
pf4f
pf50
pf51
pf52
pf53
pf54
pf55
pf56
pf57
pf58
pf59
pf5a
pf5b
pf5c
pf5d
pf5e
pf5f
pf60
pf61
pf62
pf63
pf64

Partial preview of the text

Download History book lecture notes and more Lecture notes History in PDF only on Docsity!

SİYASAL YAŞAM giden rektör ve dekanlardan oluşan heyeti İsmet Paşa, İzmir’e Mustafa Kemal Paşa’nın yanına götürmüştür. Burada yapılan görüşmelerde çeşitli konulardaki görüş alışverişi Cumhurbaşkanı’nın halifeliği kaldırmak hususunda “geç bile kal- mışız” kanısına varmasıyla sonuçlanmıştı.^34 Nihayet konu 3 Mart 1924 tarihli meclis oturumunda tartışmaya açıldı. Hü- kümetin teklifi üzerine önce Siirt Milletvekili Halil Hulki ile elli bir arkadaşının vermiş olduğu “Şeriye ve Evkaf ve Erkân-ı Harbiye Vekâletlerinin İlgasına Dair Kanun” teklifi tartışıldı. Kanun gerekçesinde “din ve ordunun siyaset cereyanları ile alakadar olmasının birçok mahzurları olduğu ve bu durumun medeni dev- letler tarafından da kabul gördüğü” belirtilmişti.^35 Kanun, kamusal işlere dair hükümlerin yerine getirilmesi TBMM ve hükümete ait olmasından hareketle, İslam dininin inanç ve ibadete dair bütün hükümlerinin ve problemlerinin hal- ledilmesiyle dini kurumların idaresi için bir Din İşleri Başkanlığı kurulmasını öngörüyordu. Bu birim, başbakanlığa bağlı olacak, başkanını ise cumhurbaşkanı atayacaktı.^36 Milletvekillerinin sadece din işleri kurulunun ismi üzerinde durduğu, Arapça kelimeler yerine öz Türkçe olanlarının kullanılmasında hassasiyet gösterdikleri tartışmaların sonunda tasarı aynen kabul edilmiş, kanunlaşmıştır.^37 Bundan sonra Saruhan Mebusu Vasıf Bey ve 57 arkadaşının sunduğu Tevhid-i Tedrisat Kanunu tartışılarak kabul edildi.^38 Sıra artık hilafetin kaldırılmasına gelmişti. Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi ve 53 arkadaşının kanun gerekçesi “Hilafetin mevcudiyetinin iç ve dış siyasette iki başlılık yarattığı, istiklal ve milli hayatta ortak kabul etmeyen Türkiye’nin şek- len veya dolaylı yoldan bile olsa ikiliğe tahammülünün olmaması” idi.^39 Haneda- nın hilafet örtüsü altında Türkiye için daha tehlikeli olacağı dile getirilmekteydi. Kanun maddeleri ise beklentilerin ikisini birden karşılar nitelikteydi. Halife hal ediliyor (görevden alınıyor), hilafet, hükümet ve cumhuriyet kavramında zaten var olduğundan halifelik makamı sona erdiriliyordu. Hal edilmiş olan halife ve Osmanlı hanedanının erkek ve kadın bütün mensupları ile ailenin damatlarının Türkiye Cumhuriyeti dahilinde oturmak hakları ebediyen kaldırılıyordu. Gide- cek olanların geride bıraktıkları malvarlıkları için gereken düzenlemeleri içeren kanun, öncekilerin aksine mecliste tartışmalara sebep olmuştu.^40 Sayıları fazla olmasa da hilafetin kaldırılmasının büyük bir hata olacağı bazı milletvekilleri ta- rafından meclis kürsüsünden seslendirilmişti.^41 Tartışmalar sürecinin en açıklayıcı ve ikna edici konuşması Adliye Vekili Sey- yid Bey tarafından yapılmıştı. Halifeliğin kaldırılmasını İslam tarihinde hatta sosyal olaylar arasında büyük bir inkılap olarak tanımlayan Seyyid Bey, hilafetin dini olmaktan çok dünyevi ve siyasi bir konu olduğunu, hilafetin hükümet mana- sında, zamanın gereklerine tabi ve doğrudan doğruya millet işi olduğunu, dolayı- sıyla dinin temel kaynağı Kuran’da hilafet ile ilgili ayet olmadığını Arapça kaynak eserleri kullanarak ortaya koymuştu.^42 Seyyid Bey’in Meclis’teki mevcut durumu;

İMPARATORLUKTAN ULUS DEVLETE: TÜRK İNKILAP TARİHİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ milletin toplanıp kendi işini kendinin göreceğini ifade etmesi olarak tarif etme- si, meseleyi hakikaten gerçek yerine oturtmuş, herkesin kolaylıkla anlayacağı bir hale getirmişti. Seyyid Bey, meselenin gereğinden fazla büyütüldüğünü, hilafeti savunmak için hurafeye, masallara kadar dayanıldığını belirterek “Evet bunun bir manası vardır, o da görenektir. Efendiler, görenektir. Kafalar alışmış, gözler alışmış, zihinler alışmış, başka bir şey değil,”^43 tespitini yapmıştı. Meclis’te fikir ve oybirliği sağlamaya büyük katkı yapan bu konuşmadan sonra Başvekil İsmet Paşa söz alarak meselenin iç ve dış siyasete dönük kısımları hakkında bilgi verdi. Müzakerenin kâfi olduğuna dair önergelerden sonra geçilen oylamada hilafetin kaldırılması oybirliği ile kabul edildi. Hanedana mensup kadınların yurtdışına gönderilmemesi, sadece erkeklerin kanuna tabi tutulması teklif edildiyse de deği- şiklik önergeleri reddedilerek tasarı olduğu gibi kanunlaştırıldı.^44 Saltanattan sonra hilafetin de kaldırılması geleneksel toplum yapısına sahip Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırma mücadelesinin önünü açmıştır. Çünkü böylece, birbiri ardınca gerçekleştirilecek inkılaplara, toplumsal muhale- feti harekete geçirerek engel olmaya çalışacakların kullanabilecekleri en önemli koz ortadan kaldırılmış oluyordu. Bütün bu adımlarla birlikte milli, laik, demok- ratik ve çağdaş devleti kurmanın hukuki zemini tamamlanıyordu. 5.1.5. YENİ ANAYASAL REJİM: 1924 ANAYASASI Yeni Türk devletinin Milli Mücadele’yi yürüttüğü sırada kabul ettiği Teşkilat-ı Esasiye Kanunu henüz kuruluş aşamasında olan devletin ana ilkelerini ortaya koymaktaydı. Cumhuriyetin ilanı ve halifeliğin kaldırılmasından sonra bütün gücü ile Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine çıkaracak düzenlemelere girişecek olan yönetim, kurulan sistemi ebedileştirecek, yeni ihtiyaçlara cevap verecek, daha kapsamlı bir anayasa ihtiyacı içindeydi. Nitekim 20 Nisan 1924 tarihinde yürürlüğe giren anayasa (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) zaman içinde geçireceği dü- zenlemelerle birlikte, Türk İnkılabı’nın gerçekleştirilmesine ve çok partili demok- ratik düzenin kurulmasına imkân vererek, 1960’a kadar yürürlükte kalacaktı. Devletin cumhuriyet vasfının değiştirilemeyeceğini, bunun teklif dahi edile- meyeceğini ilk madde olarak alan anayasa, milli egemenliği devletin ve sistemin temeli olarak kabul etmiştir. Yasama ve yürütme kuvvetini elinde tutan meclis, yürütme fonksiyonunu her zaman denetimi altında olacak bir hükümete vermiş- tir. Yargı millet adına bağımsız mahkemelere verilmiştir. Anayasa kanun karşısın- da eşitlik ilkesini öne çıkararak, din, vicdan, söz, yayın, seyahat, çalışma ve mülk edinme hürriyeti gibi klasik insan hukuku esaslarını garanti altına almaktadır. Anayasa, “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibarıyla Türk denir” ibaresiyle Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti devletini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” tarifiyle uyum içinde bir kimlik oluşturmuştur. Türk İnkılabı’nın gelişme seyrine paralel olarak anayasada bazı düzenlemeler yapıla-

İMPARATORLUKTAN ULUS DEVLETE: TÜRK İNKILAP TARİHİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ tidarı denetlemek olarak açıklayan, her türlü güdüme karşı olduklarını belirten yeni parti yöneticileri dini inanç ve görüşlere saygılı olduklarının altını çiziyor- lardı. TCF, yerinden yönetim ilkesini destekleyen, liberal, demokratik ilkeleri öne çıkaran programıyla dikkat çekiyordu.^45 Diğer yandan tek dereceli seçim, ana- yasa değişiklikleri için kamuoyu yoklaması, cumhurbaşkanının tarafsızlığı gibi konularda beklentilerini ve mevcut uygulamaya eleştirilerini ortaya koymuşlar- dı.^46 Bilhassa “dini inanç ve düşüncelere hürmetkârız” ifadesi CHF yöneticileri- ni rahatsız ederken, TCF kurucularının toplumca tanınmış kişilerden oluşması, birbiri ardına gerçekleştirilen inkılaplardan rahatsız geleneksel anlayışa sahip toplum kesimlerinin bu partide yoğunlaşmalarına yol açmıştı. Bu esnada Doğu Anadolu’da hilafet ve saltanatı geri getireceği iddiasıyla ortaya çıkan Şeyh Sait İsyanı’nın patlak vermesi, hükümetin caydırıcı tedbirler almasını gerektirmişti. 4 Mart 1925 tarihinde kabul edilen Takrir-i Sükûn Kanunu ile hükümete ülkenin iç huzurunu sağlamak için her türlü tehdit edici eylem ve kuruluşu yasaklama yet- kisi verilmişti. Ankara ve Doğu İstiklal mahkemeleri harekete geçirildi. TCF’nin Diyarbakır temsilcisinin isyanla ilişkisi gerekçesiyle bölgedeki bütün şubeleri kapatılırken, Ankara İstiklal Mahkemesi’nin dinin siyasete alet edildiği uyarısı üzerine hükümet de 3 Haziran 1925’de TCF’yi kapattı. 5.1.6.2. Şeyh Sait İsyanı Birinci Dünya Savaşı yıllarında Rusya’nın kışkırtmasıyla Doğu Anadolu’da devlet otoritesine isyan ederek bölge halkını isyana teşvik eden ve devlet kuvvet- lerine karşı Rusya Konsolosluğu’na sığınmış olan Şeyh Sait’in bölge halkının hem dini hem de etnik duyarlılığını istismar ederek 13 Şubat 1925’te başlattığı isyan, yeni Türk devletinin karşılaştığı ilk ciddi tehlike niteliğindedir. Hükümetin Mu- sul meselesiyle uğraştığı bir sırada ortaya çıkan isyanın başarılı olmasından çıkarı olan devletlerin bu isyanları doğrudan veya dolaylı olarak destek oldukları bilin- mektedir. İsyancılar, hükümetin bölge insanlarını katledeceği, yapılan düzenleme- lerle dinin elden gittiği propagandası yapmışlardı. Kendilerinin Doğu Anadolu’da hükümet kuracakları, eski sistemi, hilafet ve saltanatı geri getirecekleri, “mahvol- maya doğru götürülen İslam’ın ihyasına Şeyh Sait’in Cenab-ı Hak tarafından me- mur edildiği” iddialarıyla en hassas yerinden yakaladıkları saf halkı olaya dahil etmeye çalışmışlardı.^47 İsyanın kısa sürede yayılması üzerine hükümet 25 Şubat’ta Diyarbakır, Elazığ, Genç, Muş Ergani, Dersim (Tunceli), Mardin, Urfa, Siverek, Siirt, Bitlis, Van, Hakkâri illeri ile Erzurum’un bazı ilçelerinde bir ay süreyle sıkı- yönetim ilan etti. Bu arada Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na bir ilave yapılarak dini siyasete alet etmek suretiyle dernek kurmak yasaklanmış, bu derneklere girenler, söz konusu amaçlar doğrultusunda çalışanlar, devletin şeklini değiştirmek, iç gü- venliğini sarsıp bozmak gibi faaliyette bulunanlar vatan haini sayıldı.^48 Elazığ’ı ele geçirip Diyarbakır’ı kuşatacak kadar genişleyen isyan hareketi karşısında bölgeye asker kaydırma ve bütçeye ek ödenek koymaktan ibaret olan

SİYASAL YAŞAM karşı tedbirleri yeterli bulmayan muhalefetin baskısına dayanamayan Ali Fethi (Okyar) Bey Hükümeti istifa etmek zorunda kaldı. 3 Mart 1925’te yeni hükümeti kuran İsmet Paşa, hemen Takrir-i Sükûn Kanunu’nu Meclis’e sevk ederek bölgeye iki İstiklal mahkemesinin gönderilmesini de karara bağlatmıştı. Bu esnada isyan- cıların 7 Mart 1925’te Diyarbakır’a yaptıkları saldırının ordu birlikleri tarafından püskürtülmesi, isyanını boyutunu ortaya çıkarmıştı. 26 Mart’ta karşı harekete ge- çen 3. Ordu birlikleri Hani, Lice, Silvan, Genç bölgelerini isyancılardan temizle- mişti. İsyanın elebaşı Şeyh Sait ve yanındakilerin 15 Nisan’da ele geçirilmeleriyle isyan tamamen bastırıldı. İsyancıların yargılanmasını Doğu İstiklal Mahkemesi yapmış, 21 Mayıs/ Haziran tarihleri arasındaki yargılamalardan sonra elebaşları da dahil olmak üzere 49 kişinin, dini ve etnik kökenli bir devlet kurmak için zor kullanarak pek çok suçsuz vatandaşın ölümüne sebep oldukları, yağma ve hırsızlık yaptıkları ge- rekçesiyle idamına karar verilmiş, bunlardan iki kişinin cezası hapse çevrilmiş, diğerlerinin cezaları infaz edilmiştir.^49 5.1.6.3. İzmir Suikastı Şeyh Sait İsyanı’ndan sonra yeni devleti uğraştıran diğer bir önemli olay Ata- türk’e suikast girişimi olmuştur. Gerek şahsi çekememezlik, kin ve haset, gerekse siyasi fikir ayrılıkları dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa’ya karşı olanlar ona siya- si mücadele yoluyla engel olamayınca işi suikasta kadar götürmüşlerdi. Birinci TBMM’de Rize Milletvekili Ziya Hurşit’in cumhuriyetin ilanından sonraki ge- lişmeler karşısında Meclis’teki muhalefeti yetersiz ve pasif bularak Atatürk’ü or- tadan kaldırmaya kalkışması olayına İttihatçı kökenli eski milletvekillerinin de karışması, bunun uzun vadeli bir hesaplaşma teşebbüsü olduğunu gösteriyordu. Suikastin hazırlık aşamasında bir vesile ile gelişmelerden TCF yöneticilerinin ha- berdar olması girişimi erteletmiş, ancak resmi makamları haberdar etmemeleri onların da olaya dahil oldukları şeklinde yorumlanmıştı. Nihayet 14 Haziran 1926’da Atatürk’ün İzmir’e gelişi sırasında saldırmaya karar veren suikastçılar, yer olarak Atatürk’ün arabasının trafik dolayısıyla ya- vaşlayacağı Kemeraltı’nı seçmişlerdi. Saldırıyı gerçekleştirdikten sonra limanda hazır tutulan bir motorla Sakız adasına geçmeyi planlamışlardı. Ziya Hurşit, Laz İsmail, Gürcü Yusuf ve Çopur Hilmi adında üç tetikçiyi ayarladıktan sonra Mus- tafa Kemal’in gelişini beklemeye başlamışlardı. Ancak gelişini bir gün ertelemesi üzerine teşebbüsün haber alındığından endişe ederek hiç olmazsa kendini kur- tarmak isteyen Giritli Şevki durumu İzmir Valiliği’ne haber verdi.^50 Saklandıkları yerde yakalanan suikastçılardan Ziya Hurşit her şeyi itiraf ederek suçunu kabul- lendi. Olayı soruşturan İstiklal Mahkemesi’nin TCF’nin ileri gelen yöneticilerini de tutuklaması Başbakan İsmet Paşa’nın devreye girmesine yol açmıştı. Yapılan duruşmalarda parti yöneticilerinin suçsuzluğu anlaşılmış, sadece yurtdışında olan Rauf Bey gıyabında cezalandırılmıştı. Mahkeme, İttihatçı ileri gelenlerden

SİYASAL YAŞAM hükümetin halk tarafından dolaylı kontrolü ile yürümesine imkân tanımak da yerleştirmeye çalıştığı esaslar arasındaydı. Buna paralel olarak Mustafa Kemal Atatürk, Meclis’te bir muhalefet partisinin faaliyet göstermesinin halkın durumunun iyileştirilmesine katkı sağlayacağını düşünüyordu. Cumhuriyet hükümetlerinin hızla kalkınmak amacıyla başlattık- ları yatırım ve millileştirme faaliyetlerinin maddi yükünün tek bir nesle yüklen- mesinin yanlış olduğu düşüncesiyle hükümetin ekonomik politikalarını eleştiren Ali Fethi (Okyar), Ahmet (Ağaoğlu) gibi liberal görüşlü siyasilerin yer alacağı bir parti hem hükümetin kendine çekidüzen vermesini sağlar, hem de demok- rasi kültürünün yerleşmesine katkıda bulunabilirdi. Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ile yaşanan olumsuz deneyimin de tesiri ile Atatürk, yeni partiyi yakın arkadaşı, Cumhuriyet’in ilk başbakanlarından Ali Fethi Bey’in kurmasını sağ- ladı. Partinin finansmanını ve Meclis içinden desteğini de sağlayan Atatürk, bu projeye desteğini daha somut olarak göstermek için kız kardeşi Makbule Hanım ile yakın arkadaşı Nuri (Conker) Bey’i de kurucu olarak görevlendirdi. Laiklik ve cumhuriyetin devamlılığı konusunda hemfikir olduklarını vurgulayan mek- tupların teatisi ile 12 Ağustos 1930 tarihinde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası (SCF), Türk siyasi hayatına canlılık katmasına karşın çok uzun ömürlü olama- mıştır. SCF’nin kuruluşu mevcut durumlarından memnun olmayan kitleler için bir umut ışığı oldu. Bilhassa 1929 yılında bütün dünyada etkisini gösteren Ekono- mik Buhran’dan en çok etkilenen Ege bölgesinde partinin teşkilatı adeta kendi kendine ortaya çıktı. Fethi Bey’in İzmir’e yaptığı gezi yeni partinin Cumhuriyet Halk Fırkası (CHF) yöneticileri ile iktidar mücadelesini de açıkça başlatmış oldu. Mevcut şartlarda ilk seçimde iktidar olacakları beklentisine giren Fethi Bey ve arkadaşları partiye katılan, taşra teşkilatını oluşturan kadroları kontrol edemedi. Taşrada SCF’nin kazanması durumunda inkılaplardan vazgeçileceği propagan- dası yapılmaya başlandı. CHF yöneticileri de iktidarın ellerinden gideceği endi- şesi ile karşı propagandaya hız verdiler.^52 Atatürk’ün çok partili hayatın yerleşmesine verdiği önem dolayısıyla iki parti arasında hakem rolünü benimsemesi halkın desteğini belirgin şekilde yeni par- tiye yönlendirdi. Ancak onun demokratik kültürün yerleşmesi için çabalaması- na karşılık, ortaya kısır parti çekişmeleri çıktı. Yeni partinin hızla gelişmesine karşın Atatürk’ün tarafsızlığını koruması CHF ileri gelenlerinin onun desteğini istemelerine kadar vardı. Siyasi çekişme yeni partinin katıldığı belediye seçim- lerinde İçişleri Bakanlığı’nın devlet memurlarından taraf tutmasını istemesiyle doruğa ulaştı. SCF’nin bir büyük şehir, otuzdan fazla da ilçe belediyesinde seçim kazanması CHF’yi endişeye sevk etti. Ara seçimlerde Gümüşhane milletvekili olarak parlamentoya giren Fethi Bey’in seçimlerdeki uygulamaları dolayısıyla İçişleri Bakanı hakkında verdiği gensoru önergesi sert tartışmalara yol açmıştı. Hükümet, muhalefeti “irticayı hortlatmak” ile itham ederken, muhalefet de hü-

İMPARATORLUKTAN ULUS DEVLETE: TÜRK İNKILAP TARİHİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ kümeti kanunsuzluk ve baskı yapmakla suçluyordu. Bu siyasi ortamda yeni parti Atatürk’e karşı politika yapmak durumunda kaldı. İki parti arasında “milli blok” sistemi kurarak çok partili hayatı bir ölçüde devam ettirmek isteyen Atatürk’ün CHF’ye yardım etmek ihtiyacı hissettiğini gören SCF yöneticileri 17 Kasım 1930’da partinin feshi kararını aldı. Üç aylık SCF deneyimi hem iktidar hem de muhalefetteki politikacıların eleştiriye tahammülü öğrenemediklerini göstermesi bakımından dikkat çekicidir.^53 SCF’nin kapanmasından kısa bir süre sonra Menemen’de ortaya çıkan irtica hareketi ise siyasiler kadar toplumun da henüz cumhuriyeti yeterince anlayama- dığı ve sahiplenemediğini gösteren bir olay olarak devleti uyarmıştır. 5.1.6.6. Menemen-Kubilay Olayı Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapanmasının üzerinden bir aydan fazla bir zaman geçtikten sonra Menemen ilçesinde çıkan bir olay dikkatleri yeniden hal- kın dini inancının istismarına çevirmiştir. Manisa’da bir müddet faaliyet göster- dikten sonra 23 Aralık sabahı erkenden Menemen Çarşı Cami’ne gelerek mehdi olduğu iddiasıyla cami cemaatine propaganda yapan derviş Mehmet ve adamla- rı şeriat ilan edeceklerini belirterek halkı kendilerine katılmaya zorlamışlardır. Kısmen merak ederek bekleşen, kısmen de tehdit ederek etraflarına topladıkları kalabalığı yeterli gördüklerinde belediye meydanına çıkarak yeşil bayrak açıp “şe- riat” ilan etmeye kalkışmışlardı. Gelişmelerin duyulması üzerine ilk olarak Me- nemen’deki 43. Piyade Alayı kumandanlığında görevli Öğretmen Yedek Subay Mustafa Fehmi (Kubilay) isyancılara engel olmaya çalışmıştır. Ancak olay yeri- ne geldiğinde kendilerine kurşun işlemeyeceğini iddia eden asilerin açtığı ateşle yaralanan ve yanındaki iki mahalle bekçisi ile birlikte öldürülen Kubilay, Cum- huriyet inkılabının ilk şehidi olmuştur. Daha sonra üzerlerine gönderilen askeri birlikler asilerin hepsini etkisiz hale getirmişlerdir. Olayı Kubilay’ın şahsında Cumhuriyet’e karşı girişilen bir suikast olarak gören devlet yönetimi meseleyi en üst düzeyde ele almıştır. Ayaklanma hakkında derhal adli kovuşturma başlatılarak arka planda neler olduğunun ortaya çıkarılabilmesi için çalışmalar yapılmıştır. 31 Aralık 1930 tarihli hükümet kararıyla Menemen ile Aydın ve Balıkesir’in merkez kazalarında sıkıyönetim ilan edilmiştir. 2. Ordu Kumandanı Fahrettin (Altay) Paşa’nın sıkıyönetim komutanlığına getirilmesinin ardından 1. Kolordu Kumandan Vekili Mustafa (Muğlalı) Paşa da divanıharp re- isliğine atanmıştır. Olaya müdahil olanların yargılanması için kurulan askeri mahkemenin çalış- maları üç hafta kadar sürmüştür. Mahkeme kayıtlarında planlı bir başkaldırı ha- reketi olduğu ortaya konan Menemen olayının neticesinde 27 sanık beraat etmiş, 41 suçluya çeşitli sürelerde hapis ve 36 suçluya idam cezası verilmiş, bunların da 34’ü Meclis tarafından onanarak infaz edilmiştir. Hükümetin, arkasında dini, siya- si veya sosyal tahrikler ve işbirlikçiler olup olmadığı konusunda titiz incelemeler

İMPARATORLUKTAN ULUS DEVLETE: TÜRK İNKILAP TARİHİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ 7 Haziran 1945 tarihinde CHP Meclis Grup Başkanlığı’na Bayar, Menderes, Köprülü ve Koraltan’ın imzaları ile tarihe “Dörtlü Takrir” olarak geçmiş bulunan ve genel olarak ülkede ve partide siyasal liberalleşme isteyen bir önerge verildi. Bu önerge CHP içerisinde reddedildi ve parti içi muhalefet eleştirilerek Menderes ve Köprülü partiden çıkarıldı. Arkasından ise Bayar milletvekilliğinden istifa etti ve Refik Koraltan da partiden çıkarıldı. Bütün bu gelişmelerin ardından Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan tarafından DP’nin kuruluşu gerçekleştirildi.^57 DP’nin kurulmasından sonra Seçim Kanunu’nda değişiklik yapılarak tek dereceli seçim sistemine geçildi. Açık oy ve gizli sayım esasına dayalı olarak yapılan 1946 genel seçimlerinin sonucunda CHP birinci parti olarak TBMM’ye girmiş ve DP’nin yanı sıra altı bağımsız milletvekili de mecliste yerlerini almıştır. 1950 yılında çıkarılan yeni bir kanunla seçimlerde gizli oy açık sayım esası kabul edilmiştir. Yeni düzenleme ile girilen 1950 seçimlerini bu kez DP birinci parti olarak tamamlamıştır. İkinci Parti durumundaki CHP ile birlikte Millet Partisi’nden bir milletvekili ve dokuz bağımsız meclise girmiştir. 1954 ve 1957 seçimlerini yine DP kazanmıştır. Böylece DP, 1950’den 27 Mayıs 1960 İhtilali’ne kadar iktidarda bulunan parti olmuştur.^58 Celâl Bayar’ın Cumhurbaşkanı, Adnan Menderes’in Başbakan ve Refik Koraltan’ın TBMM Başkanı olduğu DP iktidarının ilk yıllarından itibaren basına karşı hoşgörülü olmaması, iç politikada baskıcı bir yöntemin izlenmesi, ekonomik sıkıntılar, İsmet İnönü’nün İzmir’de katılacağı parti kongrelerinin yasaklanması, verdiği demeçler hakkında yayın yasağının konulması gibi bir dizi sorun ortaya çıkmaya başladı. 1960 yılına gelindiğinde iktidar muhalefeti ihtilal kışkırtıcılığı, muhalefetse iktidarı bir baskı rejimi kurmakla suçluyordu.^59 1950’li yılların ilk yarısı DP iktidarının siyasal, toplumsal ve ekonomik açılardan güçlenme yılları oldu. Gerek iç ve gerekse dış faktörlerin de beklenenden iyi olması nedeni ile kitlesel desteğini artırdı. Ancak toplumda ve TBMM’deki ezici üstünlükleri nedeni ile muhalefete karşı hoşgörüsüz davranmaya başladıkları ileri sürülmekteydi. CHP için çok önemli olan parti malvarlığının 1953 yılında hazineye devredilmesi, Halk Evleri ile Halk Odaları’nın malvarlığına el konulması gerginleşmeyi tetikleyen olaylardı. Bunlara ek olarak 1950’lerin ortalarından itibaren ekonomik ve siyasal nedenlerle de DP yönetimine karşı muhalefet güçlenmeye başladı. Hatta bu muhalefet DP’nin kendi içinde de belirmeye başladı. Nitekim 1955 sonlarında bu partiden ayrılan bir grup milletvekili Hürriyet Partisi’ni kurdu ve Menderes yönetimini eleştirmeye başladı. Ancak bu parti seçimlerde herhangi bir varlık gösteremeyerek CHP’ye katıldı. Bu yılın sonunda DP arkasındaki toplumsal desteği büyük ölçüde kaybetmeye başladı. Her ne kadar kırsal kesim hâlâ desteğe devam etse de kentlerdeki destek azalmaya başlamıştı. Enflasyonun artması, çalışanların ücretlerinin düşmesine neden oluyor ve sanayiciler kaynakların tarımsal kesime ayrıldığından şikâyet ediyorlardı.^60

SİYASAL YAŞAM Çok sayıda nedenin etkisi altında 27 Mayıs 1960 günü Milli Birlik Komitesi adı altında toplanan bir grup subay, yönetime el koymuştu. Bir gün sonra hiçbir partiden olmayan bilimadamları, tanınmış kişiler ve subaylardan oluşan geçici Milli Birlik Hükümeti kurulmuştur. 29 Eylül 1960 tarihinde esas amacından ayrıldığı, dini siyasete alet ettiği, bir grup vatandaşı diğer gruba düşman ettiği, vatandaşlar arasında eşitlik haklarını ihlal ettiği, parti ileri gelenleri tarafından Anayasa’nın ihlaline yol açıldığı, seçmenlerine karşı güven bırakmadığı, parti teşkilatına hesap vermekten korkup değişik tarihlerdeki genel kongrelerin yapılmasına engel olduğu ve sosyal bir parti olmak özelliğini kaybettiği gerekçeleriyle DP kapatılmıştır.^61 Yönetime el konulmasının ardından Yassıada’da Yüksek Adalet Divanı adı verilen ve adli, askeri, idari kesimdeki yargıçlardan oluşan ve hükümetin önerisi üzerine askeri komite tarafından görevlendirilen bir mahkeme çalışmaya başladı. 14 Ekim 1960’tan 15 Eylül 1961 tarihine kadar süren Yassıada mahkemelerinde cinayet, ayaklanmaya azmettirme, bilerek mala ve cana zarar verme gibi suçları kapsayan ağır ceza davası, Anayasayı ihlal kapsamındaki siyasal davalar ve yolsuzluk davası başlıkları altında toplanan suçlamaları içeren dava dosyaları nedeni ile toplam 592 kişi sanık olarak yargılanmış ve Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan, ölüm cezaları onaylanarak idam edilmişlerdir. 1961 yılında İsmet İnönü başkanlığında kurulan koalisyon hükümeti döneminde çıkarılan af kanunu ile bir kısım Yassıada mahkûmları salıverilmiş ve Celâl Bayar sağlık problemleri nedeni ile 1964 yılında serbest bırakılmıştır. 1966 yılında çıkarılan af yasası ile de DP’li hükümlülerin kamu hakları yeniden tanınmış ve 1969 ile 1974 yıllarında yapılan değişiklikler sonucunda ise siyasi haklarını yeniden elde etmişlerdir.^62 5.2.2. 27 MAYIS 1960 SONRASININ SİYASİ GELİŞMELERİ VE 12 MART 1971 MUHTIRASI 27 Mayıs sonrasında bir taraftan yargılamalar yapılırken diğer taraftan anayasayı ve seçim kanununu hazırlamakla yükümlü olan Kurucu Meclis, 6 Ocak 1961 tarihinde açılmıştır. 27 Mayıs 1961 tarihinde hazırlanan son anayasa metnini kabul ederek Kurucu Meclis, anayasa yapıcılığı görevini tamamlamış ve siyasi parti faaliyetlerine de izin verilmesi üzerine bu süreçte çok sayıda parti kurulmuştur.^63 Bunların arasında CHP, Cumhuriyet Köylü Millet Partisi, Adalet Partisi, Sosyalist Parti, Mutedil Liberal Parti, Çalışma Partisi, Cumhuriyetçi Mesleki Islahat Partisi, Memleketçi Serbest Partisi, Yeni Türkiye Partisi, Türkiye İşçi Partisi, Güven Partisi, Musavat Partisi, Millete Hizmet Partisi, Muhafazakâr Parti ve Cumhuriyetçi Parti gibi partiler bulunuyordu. Bu partilerin içinde 27 Mayıs 1960 ihtilali sonrasında kapatılan Demokrat Parti’nin mirasına aday iki partinin varlığı dikkat çekicidir. Genelkurmay Başkanlığı yapmış Ragıp

SİYASAL YAŞAM yaşamına yansırken bir taraftan da ülke içinde yaşanan terör olayları ve eylemler kaotik bir süreci ortaya çıkarmıştır. Toplumun bütününe yayılan asayiş sorunu ve terör eylemleri devam ederken 12 Mart 1971 tarihinde Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları Cumhurbaşkanı’na ve Meclis Başkanı’na tarihe “12 Mart Muhtırası” olarak geçen bir muhtıra vermişlerdir. Parlamento ve Hükümetin tutum, görüş ve icraatının ülkeyi anarşi ve kavga ortamına sürüklediği, anayasanın öngördüğü reformların yapılmadığı ve Türkiye Cumhuriyeti Devletinin geleceğinin tehlikeye atıldığı ve ortaya çıkan tablonun kuvvetli ve inandırıcı bir hükümetin oluşturulması ile çözülebileceğini ifade eden bu muhtıra sonrasında Başbakan Süleyman Demirel istifa etmiştir. Üniversitelerdeki şiddet olaylarının önünün alınamaması, büyük şehirlerdeki eylemler gibi bir dizi nedenin etkisi altında gerçekleşen bu askeri müdahalenin sonunda 27 Mayıs 1960 ihtilalinden farklı olarak parlamento dağıtılmamış ve siyasi partiler kapatılmamıştır. Başbakan Demirel’in istifa etmesi üzerine Nihat Erim tarafından 26 Mart 1971 tarihinde on dört teknokrat ve sekiz siyasetçiyle kabine kurulmuştur. Meclis’ten güvenoyu alan bu partiler üstü hükümet döneminde şiddet olaylarına karşı bazı illerde sıkıyönetim ilan edilmiştir.^67 Nihat Erim’in Savunma Bakanı Ferit Melen’i vekil bırakarak başbakanlıktan çekilmesinden sonra 22 Mayıs 1972 tarihinde Ferit Melen ve ardından 15 Nisan 1973 tarihinde Naim Talu Başbakan oldu. 1973 yılındaki seçimlerle beraber 1971 muhtırası ile başlayan ara rejim dönemi sona ermiştir.^68 5.2.3. 1973-2002 ARASINDAKİ TÜRK SİYASİ YAŞAMI 1971 muhtırası sonrasında yapılan ilk genel seçim olması nedeni ile büyük öneme sahip bulunan 1973 seçimlerinde ülkedeki siyasi tabloda CHP’nin yanı sıra AP, MSP, Adalet Partisi’nden ayrılan bir grup tarafından kurulan Demokrat Parti, Alparslan Türkeş’in başkanlığındaki MHP yer alıyordu.^69 Seçmenlerin 450 milletvekilliği ve 52 senatörlük için oy kullandığı bu seçimin sonunda Cumhuriyet Halk Partisi 185, Adalet Partisi 148, Milli Selamet Partisi 49, Demokrat Parti 45, Cumhuriyetçi Güven Partisi 13, Milliyetçi Hareket Partisi 3, Türkiye Birlik Partisi 1 milletvekilliği kazanmıştır. Adalet Partisi’nin oy kaybettiği ve CHP’nin % 33 oy aldığı bu seçim sonucunda bir siyasi partinin tek başına iktidara gelmesi mümkün olmadığı için koalisyon hükümetleri dönemi başlamıştır. Milli Selamet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi koalisyon için bir önyargılarının olmadığını ve ilke olarak evet dediklerini ifade etmiş olsalar da Adalet Partisi Genel İdare Kurulu hiçbir koalisyona katılmama kararı almıştır. Seçim döneminin Başbakanı Naim Talu’nun istifa etmesinin ardından Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk yeni hükümetin kurulması görevini Bülent Ecevit’e verdi. Hükümeti kurma görevini alan Ecevit, öncelikle Erbakan ile görüştü. Erbakan, Adalet Partisi’nin de

İMPARATORLUKTAN ULUS DEVLETE: TÜRK İNKILAP TARİHİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ hükümette olmasına ilişkin bir çağrıda bulundu ancak bu öneri Demirel tarafından reddedildi. Ecevit’in bu koşullarda hükümeti kuramaması nedeni ile görev bu kez Süleyman Demirel’e verilmiş, Erbakan’ın evet demesine rağmen Ecevit, Demirel tarafından önerilen üçlü koalisyonu reddetmiştir. Demirel’in de hükümeti kuramayacağını Cumhurbaşkanına bildirmesi üzerine bu kez görev yeniden Ecevit’e önerildi. Ancak Ecevit’in ikinci kez hükümeti kurma girişiminden de sonuç alınamadı. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün hükümeti kurma görevini bu kez Naim Talu’ya vermesine ve Talu’nun Adalet Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi ile temaslarına rağmen olumlu bir sonuç alınamadı. Seçimlerin üzerinden yaklaşık bir ay geçmiş olmasına rağmen hükümetin kurulamamasının yarattığı siyasi bunalım, 25 Ocak 1974 yılında Bülent Ecevit başkanlığında CHP-MSP karma hükümetinin kurulması ile bir süreliğine aşıldı.^70 Bu karma hükümetin işbaşında olduğu yıl Türkiye ilki 20-22 Temmuz 1974 ve ikincisi 14-16 Ağustos 1974 tarihinde olmak üzere Kıbrıs’a askeri harekât (Kıbrıs Barış Harekâtı) gerçekleştirdi.^71 Türkiye’nin 37. Hükümeti olarak kurulan CHP-MSP koalisyon hükümeti 17 Eylül 1974’te Bülent Ecevit istifa edinceye kadar sürdü. Ecevit’in istifasından sonra Hükümeti kurma görevi ikinci büyük siyasi parti olduğu için Demirel’e verildi. Ancak Demirel, Demokrat Parti’nin “Demirelsiz koalisyon” şartını aşamadığı için görevi iade etmek zorunda kaldı. Yeniden devreye giren Ecevit’in de başarısız olması nedeniyle Fahri Korutürk bu görevi Kasım 1974’de Kontenjan Senatörü Prof. Dr. Sadi Irmak’a verdi ancak bu hükümet dört buçuk ay sonra istifa etti.^72 1975 yılında Süleyman Demirel’in başkanlığında adına Milliyetçi Cephe hükümeti denilen bir koalisyon hükümeti kurulmuş ve 1977 yılında yapılan erken seçime kadar bu hükümet görevde kalmıştır. 12 Eylül askeri müdahalesinden önce yapılan son genel seçimde CHP birinci parti olmasına rağmen Meclis’te çoğunluğu elde edememiş ve kurduğu azınlık hükümeti de güvenoyu alamamıştır. Süleyman Demirel 1977 Temmuz’unda İkinci Milliyetçi Cephe hükümetini kurdu ancak güvensizlik oyu ile hükümet düşürüldü. Ardından Bülent Ecevit bağımsızlar ile koalisyon kurmuş ve bunu Demirel’in 12 Eylül 1980’e kadar işbaşında kalan azınlık hükümeti izlemiştir. Bütün bu süreç içerisinde özellikle 1978 yılından itibaren hızlanan sokak çatışmaları, suikastlar devam ediyordu. 1979 ve 1980 yılında ülkenin önde gelen birçok öğretim üyesi, gazetecisi, sendikacısı, siyasetçisi öldürüldü, terör her geçen gün tırmandı ve bu durum 12 Eylül 1980 tarihinde ordunun yönetime el koyması ile sonuçlandı.^73 12 Eylül 1980 tarihinde ordunun yönetime el koymasının ardından yayımlanan bildiride; yasama ve yürütme yetkilerinin Milli Güvenlik Kurulu tarafından kullanılacağı ve kısa sürede bakanlar kurulu kurularak yürütme sorumluluğunun bu kurula bırakılacağı belirtilmiş ve her türlü siyasi faaliyet durdurulmuştur. Bir taraftan Türkiye’nin bağlı bulunduğu bütün ittifak ve anlaşmalara bağlı kalacağı açıklanmış, diğer taraftan ülke ekonomisini düzenlemek ve daha iyiye götürmek

İMPARATORLUKTAN ULUS DEVLETE: TÜRK İNKILAP TARİHİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ seçildi ve Türkiye’nin ilk kadın başbakanı oldu. SHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü’nün siyaseti bırakma kararı üzerine Murat Karayalçın genel başkanlığa getirildi ve 1995 yılında Deniz Baykal’ın başkanlığındaki CHP ile birleşme kararı aldı. 1995 seçimlerinden birinci parti olarak çıkan Refah Partisi 1998 yılında kapatıldı. 2001 yılında kurulan Adalet ve Kalkınma Partisi’ni iktidara taşıyan 2002 seçim sonuçlarına göre ANAP ve DYP meclis dışında kalmışlardır.^76 2007,2011 seçimleri Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından kazanılmıştır. 24 Haziran 2018 seçimleri ile de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine geçilmiş ve 2003 yılında başbakan olan Recep Tayyip Erdoğan bu sistemin ilk Cumhurbaşkanı olarak göreve başlamıştır.

SİYASAL YAŞAM NOTLAR 1 Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 30 Ekim 1922 tarihli oturumu, üçüncü celse, Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi [TBMM ZC], Ankara 1960, I. Devre, XXIV, 269–270; Cezmi Eraslan “Siyasî Alanda Yapılan İnkılâplar”, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, II, Ankara 2002, s. 20. 2 TBMM ZC, I. Devre, XXIV, 273. 3 A.g.e., s. 278. 4 A.g.e., s. 282 vd. 5 A.g.e., s. 305. 6 1 Kasım 1922 tarihli oturum için bkz. TBMM ZC, XXIV, 309. 7 A.g.e., s. 314. Mustafa Kemal Paşa’nın normalde bu aşamadan sonra cumhuriyet ilan etmesi gerekirken bunu erken bulduğu ve hilafetin devamına da “herhalde iç ve dış politika neden- leri yüzünden müsaade ettiği” şeklindeki değerlendirme için bkz. Gotthard Jaeschke, Yeni Türkiye’de İslamlık (Çev. Hayrullah Örs), Ankara 1972, s. 20. 8 Yeni halife için yapılan seçime 163 milletvekili katılmış, Abdülmecit Efendi 148 oy almıştır (A.g.e., s. 564). 9 Kemal Atatürk, Nutuk, III, Vesikalar, İstanbul 1973. 10 Cezmi Eraslan, Yakın Dönem Türk Düşüncesinde Halkçılık ve Atatürk, İstanbul 2003, s. 199. 11 Cezmi Eraslan, “Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Çok Partili Döneme Geçiş”, İslâm ve Demokrasi Sempozyumu Bildirileri, İstanbul 2000, s. 317-357. 12 Mustafa Kemal Paşa’nın da en çok üzerinde durduğu konu halifenin padişahın yerine devlet başkanı olarak tanınmak istenmesidir (bkz. Nutuk, I, 468). Atatürk siyasi maksatlarını dini perde altında gerçekleştirmek isteyenlerin bu davranışlarının halifeliğin kaldırılmasını hız- landırmaktan başka bir şeye yaramadığını belirtmektedir (Nutuk, II, 471). 13 Bu aşamadaki tartışmalar hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Mustafa Bıyıklı, Batılılaşma Sürecinde Türkiye’de Hilâfet Tartışmaları ve İslâm Dünyasındaki Etkileri, (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 1997, s. 133 vd. 14 16-17 Ocak 1923’te İzmit Kasrı’nda Vakit, Tevhid-i Efkâr, İleri, İkdam, Tanin ve Akşam gibi İstanbul’un önde gelen gazetelerinin temsilcilerine verdiği mülakatın ayrıntıları için bkz. İsmail Arar, Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı, İstanbul 1969. 15 Ekim 1922-Ağustos 1923 tarihleri arasında vatandaşlarla yaptığı temaslar ve üzerinde dur- duğu konular için bkz. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, III, muhtelif sayfalar; konuşmaların yorumu için bkz. Cezmi Eraslan, Halkçılık ve Atatürk…, s. 197-215. 16 C. Eraslan, a.g.e., s. 18. 17 G. Jaeschke, Yeni Türkiye’de…, s. 21. 18 Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), İstanbul 1992, s. 62. 19 Ali Fuat Cebesoy, Siyasî Hatıralar, II. Kısım, 1960, s. 34-35. 20 Cumhuriyet ilanının zamanın basınındaki yankıları hakkında geniş bilgi için bkz. Ramazan Tosun, Cumhuriyetin İlanının Yankıları, (Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi), Konya 1991, s. 86-118; Tülay Âlim Baran, “Cumhuriyetin İlanına Tepkiler ve Yorumlar”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 44 (1999), s. 627-643; Cezmi Eraslan, “Cumhuriyetin İlânı”, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, I, Ankara 2000, s. 421-431. 21 Cezmi Eraslan, II. Abdülhamid ve İslâm Birliği, İstanbul 1992, s. 192-233. 22 Ali Fuat Paşa’nın görüşleri için bkz. Ali Fuat Cebesoy, Siyasî Hatıralar, II, İstanbul 1960, s. 35-

23 Mustafa Kemal Paşa Nutuk’ta Rauf Bey’in bu tavrını tenkit etmektedir. Nutuk, II, s. 844-845. 24 Hüseyin Cahit Bey’in Tanin’deki yazıları için bkz. Fatih Sancaktar, II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyete Türk Aydınında Millî Egemenlik Düşüncesinin Gelişimi: Hüseyin Cahit Yalçın Örneği 1908-1924, (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi),

SİYASAL YAŞAM 58 C. Üçok, a.g.e, s. 298. 59 Mete Tunçay, “Siyasal Tarih (1950-1960)”, Türkiye Tarihi 4, İstanbul 1997, s. 178-179, 181,

60 Tarih 2002, Türk Sanayiciler ve İşadamları Derneği, İstanbul 2002, s. 294, 298. 61 Muzaffer Sencer, Türkiye’de Siyasal Partilerin Sosyal Temelleri, İstanbul 1974, s. 256-257. 62 Hikmet Özdemir, “Siyasal Tarih (1960-1980)”, Türkiye Tarihi 4, s.198-199. 63 Bülent Tanör, Osmanlı-Türk Anayasal Gelişmeleri, İstanbul 2001, s. 373. 64 Şirin Tekeli,” Cumhuriyet Döneminde Seçimler”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi, Cilt 7, s. 1803-1804. 65 Şirin Tekeli, a.g.m, s.1803-1804. Kurtul Altuğ, 27 Mayıs’tan 12 Mart’a, İstanbul 1976, s 230, 236, 257, 313. Rıdvan Akın, Türk Siyasal Tarihi, 1908-2000, s. 375,381-382. 66 Hikmet Özdemir, a.g.m, s. 223, 225. 67 Mete Tunçay, “Siyasal Gelişmenin Evreleri”, Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisi [CDTA], VII, 1986–1987. Mehmet Ali Birand, Can Dündar, Bülent Çaplı, 12 Mart İhtilalin Pençesinde Demokrasi, Ankara 194, s. 188-233. 68 https://www.tbmm.gov.tr/develop/owa/tutanak_erisim.BasbakanlarDonem 69 H. Özdemir, a.g.m, s. 236–239. 70 Ekim- Aralık 1973 Cumhuriyet Gazetesi, Rıdvan Akın, a.g.e, s. 396-397. 71 H. Özdemir, a.g.m, s. 236–239. 72 Rıdvan Akın, a.g.e, s. 396-397. 73 Tarih 2002, s. 314, 316. 74 Mehmet Semih Gemalmaz, “12 Eylül Rejimi”, CDTA, XIV, İstanbul 1996, s. 974–975, 977 75 Bülent Tanör-Nemci Yüzbaşıoğlu, 1982 Anayasasına Göre Türk Anayasa Hukuku, İstanbul 2004, s. 27-29. 76 Tarih 2002, s. 326, 328, 330, 334, 336.

İMPARATORLUKTAN ULUS DEVLETE: TÜRK İNKILAP TARİHİ VE TÜRKİYE CUMHURİYETİ KAYNAKÇA Basılı Resmi Belgeler Türkiye Büyük Millet Meclisi Zabıt Ceridesi [TBMM ZC], I. Devre, XXIV, Ankara 1960; II. Devre, VII, Ankara ?; II. Devre, XIV, Ankara 1976. Kitaplar ve Makaleler Akgün, Seçil, Hilâfetin Kaldırılması ve Lâiklik, Ankara ty. Arar, İsmail, Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı, İstanbul 1969. Atatürk, Kemal, Nutuk, III, Vesikalar, İstanbul 1973. Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, I-III, Ankara 1997. Ateş, Nevin Yurdsever, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kuruluşu ve Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, İstanbul 1998. Avcı, Cemal, “İzmir Suikastı”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 28 (Mart 1994) içinde. Baran, Tülay Âlim, “Cumhuriyetin İlanına Tepkiler ve Yorumlar”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 44 (1999), s. 627-643. Bıyıklı, Mustafa, Batılılaşma Sürecinde Türkiye’de Hilâfet Tartışmaları ve İslam Dünyasındaki Etkileri, (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), İstanbul 1997. Cebesoy, Ali Fuat, Siyasî Hatıralar, II, İstanbul 1960. Çulcu, Murat, Cumhuriyetin İlânı, II, İstanbul 1992. Eraslan, Cezmi, “Türk Siyasî Hayatında Serbest Fırka Deneyimi Üzerine Düşünceler”, İlmi Araştırmalar, 9 (2000), s. 77-96. Eraslan, Cezmi “Siyasi Alanda Yapılan İnkılâplar”, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, II, Ankara 2002, s. 15-72. Eraslan, Cezmi, “Cumhuriyetin İlânı”, Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, I, Ankara 2000, s. 421–431. Eraslan, Cezmi, “Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Çok Partili Döneme Geçiş”, İslâm ve Demokrasi Sempozyumu Bildirileri, İstanbul 2000, s. 317-357. Eraslan, Cezmi, II. Abdülhamid ve İslâm Birliği, İstanbul 1992. Eraslan, Cezmi, Yakın Dönem Türk Düşüncesinde Halkçılık ve Atatürk, İstanbul 2003. Genç, Reşat, Türkiye’yi Lâikleştiren Yasalar, 3 Mart 1924 tarihli Meclis Müzakereleri ve Kararları, (Giriş: Reşat Kaynar), Ankara 1998. Jaeschke, Gotthard, Yeni Türkiye’de İslâmlık, (Çev. Hayrullah Örs), Ankara 1972. Kalafat, Yaşar, Şark Meselesi Işığında Şeyh Sait Olayı, Ankara 1992. Öke, Mim Kemal, Hilâfet Hareketleri, Ankara 1991. Sancaktar, Fatih, II. Meşrutiyet’ten Cumhuriyete Türk Aydınında Millî Egemenlik Düşüncesinin Gelişimi: Hüseyin Cahit Yalçın Örneği 1908–1924, (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Basılmamış Doktora Tezi), İstanbul 2005. Tosun, Ramazan, Cumhuriyetin İlânının Yankıları, (Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayımlanmamış Doktora Tezi), Konya 1991. Tunaya, Tarık Zafer, Türkiye’de Siyasî Partiler, İstanbul 1952. Tunçay, Mete, Türkiye Cumhuriyeti’nde Tek Parti Yönetiminin Kurulması (1923-1931), İstanbul 1992. Yetkin, Çetin, Serbest Cumhuriyet Fırkası Olayı, İstanbul 1983. Zürcher, Erik Jan, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (Çev. Gül Çağalı Güven), İstanbul 1992.